Pandemi döneminde dışarı çıkmaya belirli saatler arasında izin verildiği günlerden birinde ilkokula giden oğlum Ali Ulvi'ye haydi hazırlan Kızılırmak boyunca bisikletlerle bir tur atıp eve dönelim dedim. Tamam dedi.
Bahçede bisikletlerin son kontrolünü yaparak sırtımızda sırt çantalarıyla birlikte pedal çevirmeye başladık. Ali Ulvi o günlerde televizyonlarda ki tarihi dizilerden gördüğü selam verme şekliyle tanıdığı tanımadığı herkese sağ elini kalbinin üzerine götürerek "Selamün Aleyküm" diye selam veriyor ve selam verirken de başını hafif kalbine doğru eğiyordu. Şimdi bizim ki yine selama başlayacak demeye kalmadan Ali Ulvi Kızılırmak üzerindeki tarihi Eğri köprüye kadar 5-6 kişiyi anlattığım şekliyle bisiklet üzerinden selamlamıştı bile. Eğri köprüyü bisiklet elimizde yürüyerek geçtik, Kızılırmak’ın nazlı nazlı akışını seyrettik. Köprüyü geçerken orta kısımdaki köprü kitabesinden, köprü ayak ve gözlerinden, köprünün neden eğri inşa edildiğinden, adının Eğri köprü olmasından vs. bir sürü bilgi yükledim Ali Ulvi'ye. Tarihi Eğri köprüyü geçtikten sonra bisikletlere binerken oğlum sağ tarafa doğru devam edelim, Fadlum ırmağının Kızılırmak'la buluştuğu yere sürelim, beni takip et dedim.

O zaman ırmak kenarı boyunca stabilize bir yol vardı ve sağ tarafta Kızılırmak kenarında neredeyse yol boyunca birbirine bitişik çalı öbeklerini andıran söğüt ağaçları vardı. Daha 100 metre kadar gitmemiştik ki biraz ötede söğütlerin dibinde bir adam gördüm elinde şişe içiyordu, durdum Ali Ulvi'de durdu. Dedim ki Ali Ulvi ilerideki adama sakın ha selam verme. Ali Ulvi tamam baba dedi. Sonradan Ali Ulvi baba niye selam vermedik diye soracak ben de şu cevabı veririm diye düşünürken Ali Ulvi bisikletin frenine bastı adamın tam karşısında durdu, mecburen ben de durdum.
Ayakta durmakta zorlanan adam yaklaşık 60-70 yaş aralığında saç sakal birbirine karışmış, suratı kırmızı ve göbeği dışarıda biri, kâğıda sardığı şişeyi kafasına dikiyordu, biz yanında durunca bize baktı. Bizim oğlan beklenen meşhur hamleyi yaptı. Elini kalbine götürerek, başını kalbine doğru eğerek adama "Selamün Aleyküm" dedi. Adam bir anda kilitlendi yaklaşık 20 saniye kadar hareketsiz kaldı, bizim oğlanı süzdü. Bir Ali Ulviye bir şişeye birkaç defa baktı sonra şişeyi arkaya Kızılırmak’a fırlattı. Kazağının kolları ile defalarca ağzını sildi ve sonrasında "Aleyküm Selam canııımmm" dedi ve öylece kaldı. Biz Fadlum ırmağına doğru bisikletlerle devam ettik, dönüş yolunda adam orada yoktu.
Fadlum ırmağının Kızılırmak’la buluştuğu yerde bir müddet Ali Ulvi ile oturduk, termostan çaylarımızı içtik. Oğlum ne yaptın, ben sana adama selam verme dedim. Sen adamın karşına bisikletle durup selam verdin dedim. O da bana sen selam ver dedin anladım diye kendini savundu. Benim amacım sonrasında oğlum kötü iş üzere olana selam verilmez diye bir şeyler anlatmaktı, olay çok farklı yerlere gitti. Bugün olmuş hâlâ adamın selamdan sonra donup kalmasını, şişeyi ırmağa fırlatmasını, kolları ile ağzını defalarca silmesini ve mahcup şekilde selamı almasını unutamıyorum. Belki de bu selam onda bir tövbe süreci başlatmıştır bilemiyorum.

Güzel bir anı
İnşaAllah çocuğun verdiği selam hidayete vesile olmuştur
Kadir hocam sağ ol