Maskeler Düşerken: Ümmet Sloganı ve İran’ın Jeopolitik Tercihleri

Siyasetin tozlu raflarında "vahdet" ve "ümmet" kavramları ne zaman havada uçuşsa, hemen arkasından bir reelpolitik soğukluğu gelir yüzümüze çarpar. Bugünlerde yine benzer bir ajitasyonun, benzer bir "ümmet bilinci" makyajının piyasaya sürüldüğünü görüyoruz. Ancak hafıza tazelemek gerekirse; sloganın bittiği, gerçeğin başladığı yer neresidir?

Suriye’den Irak’a: Kimin Yanında, Kime Karşı?

Suriye iç savaşı başladığında, "İslam Cumhuriyeti" kimliğiyle övünenlerin sınavı da başlamıştı. Sormak lazım: İran ve onun bölgedeki kolu Hizbullah, o gün mazlum Suriye halkının mı yanındaydı, yoksa kendi halkına varil bombaları yağdıran Nusayri Esed rejiminin mi?

İlginçtir ki; "laik" olmakla eleştirilen Türkiye, sığınacak liman arayan mazlumlara kucak açarken; İran, Rusya ve hatta zaman zaman ABD ile aynı düzlemde buluşarak adeta bir "Sünni avına" çıktı. Kasım Süleymani ve Ebu Azrail figürleri üzerinden yürütülen infaz güzellemeleri hala hafızalarda. İnsan sormadan edemiyor: Masum sivillerin üzerine bomba yağdıran bir yapıya destek vermek, hangi İslami ya da insani değerle açıklanabilir?

Afganistan ve Irak: ABD ile Stratejik Ortaklık

İran’ın "Büyük Şeytan" dediği ABD ile olan ilişkisi de hep bir tiyatro sahnesini andırdı. ABD, Afganistan’ı işgal ederken İran neredeydi? Tabii ki istihbarat ve koordinat desteğiyle masanın kenarındaydı. Irak işgal edildiğinde de senaryo değişmedi. ABD, Irak yönetimini altın tepside Şii gruplara sunduğunda Tahran’da bayram havası esiyordu.

Karabağ’da Şaşırtmayan Tercih: Ermenistan

"Ehli Kıble" ve "Müslüman kardeşliği" söylemlerinin en ağır darbe aldığı yer ise Karabağ oldu. Azerbaycan’ın haklı davasında, Müslüman bir komşu yerine Hristiyan Ermenistan’ın yanında duran, onlara lojistik destek sağlayan bir İran portresi izledik.

Sonuç: Kardeşlik mi, Mezhepçilik mi?

Sünni öldürmeyi adeta bir "salih amel" derecesine getiren, her fırsatta bölgedeki Sünni varlığını zayıflatmak için küresel güçlerle iş tutan bir yapının "kardeşlik" çağrıları ne kadar samimidir? Bugün "ümmet" diyerek ajitasyon yapanlar, yarın çıkarları uyuştuğunda yine o "küresel güçlerle" el sıkışacaktır.

Kendi stratejik çıkarlarını dinin ve insanlığın önüne koyanların kavgasında, figüran olmaya niyetimiz yok. Unutmayın; bugün savaşanlar yarın barışır, ancak mazlumun ahı ve dökülen kanın vebali omuzlarda kalır.

YORUM EKLE