Yıllardır Süper Lig’de boy gösteren, Anadolu’nun en gururlu temsilcilerinden biri olan Sivasspor, Avrupa’da Türk bayrağını en dik dalgalandıran ekiplerden biri oldu. 2008-2009’da lig ikinciliği, Şampiyonlar Ligi ön elemesi, Konferans Ligi grupları… Bir şehir takımı olarak devlerle omuz omuza, hatta önlerinde koştuk. Bu toprakların en temiz, en yiğit futbol hikâyelerinden biriydi bizimki.
Ama bugün? Bugün o yiğit kulüp, 70 milyon TL’lik bir açığı bile kapatılamaz hâle gelmişse… Bu sadece yönetimin değil, hepimizin utancıdır.
Herkes kolaycılığa kaçıyor: “Siz yediniz, siz çıkarın!” diyorlar. İş adamları kenarda duruyor, “İkili ilişki yok, yönetimde yer yok, para da yok” diyorlar. Camia dağılmış, tribünler sessiz, sokaklar umursamaz. Sanki Sivasspor birilerinin babasının çiftliğiymiş gibi davranılıyor. Oysa bu kulüp, Sivas’ın onurudur; bu kulüp, “Kırmızı-Beyaz” diye göğsünü gere gere bağıran her Sivaslının malıdır.
70 milyon TL büyük para mı? Dört büyüklerin milyarlarca liralık borçlarına bakınca belki küçük görünüyor. Ama bizim için bu, gururumuzun, tarihimizi, geleceğimizin satır satır silinmesi demek. Eğer bu şehir, bu camia birleşmezse; valisi, belediyesi, iş adamı, taraftarı, annesiyle-babasıyla sahip çıkmazsa… O bayrak Avrupa’da bir daha dalgalanmaz, o tezahüratlar 4 Eylül’de yankılanmaz.
Artık şapka düştü, kel göründü. Hesap sorma vakti geçti, hesaplaşma vakti geldi. Ya hep birlikte bu yükü kaldıracağız ya da tarihimizdeki en güzel sayfaları kendi ellerimizle yırtacağız.
Sivas, uyan! Yiğitliğin borcu olmaz, ama vefası olur.
Bu sevdayı sırtlayacak mıyız, yoksa “keşke”lerle mi yaşayacağız?