İnsanların yaşı ilerledikçe birikimi, kültürü artar üzerine sükûnet hali gelir ve heyecandan uzak hale gelirmiş. Ama geçmişe de çok sık git-gel yaparmış.
Bugün de aklıma 1990'lı yılların hemen başında arkadaşlarla VHS video kasetini defalarca başa sararak her seferinde heyecanla seyrettiğimiz "Sahibini Arayan Madalya" filmi ve filmdeki "Abdal Halil Ağa" sahneleri geldi ve hatıraları tazeledim.
Geçtiğimiz yıllarda Kahramanmaraş'ta Abdal Halil Ağa adına bir Camii inşaatına başlandığını duymuş uzaktan da olsa sevinmiştim.
Abdal Halil Ağa Maraş'ı işgal edecek Fransızları karşılama esnasında kendisinden ücreti mukabili davul çalmasını isteyen Ermeni Hırlakyana "Gusura galma ağa gardaşlarımın bağrına çomak vurmam." der ve devamında ücretin artırılması üzerine şu şahane cevabı verir: "Bağışla kasnağı altınla doldursan bile o gün bu çomak bu davula vurmaz. Ne ben çalarım ne de başka bir kirve çalabilir." İşte Anadolu irfanı dedikleri tam da bu.
Sonrasında Sütçü İmamın dükkanına uğrayıp içini dökmesi. "Kafkas cephesindeydim ben, gözümde tütüyor kiminle vuruştuğumuzu bilirdik şimdi belli değil." Davulunu severek dükkânın duvarına asması ve asarken burada kalsın alırım sonra demesi. Aslında işgal altında ben de davul çalmam demesi.
Filmin final sahnesinde; 12 Şubat 1920 Maraş'ın kurtuluşu sonrası Abdal Halil Ağanın hasret kaldığı davuluyla buluşması ve davulu büyük bir şevkle çalması var.
Bir film bizlere ne çok şey öğretmiş o zaman. Bu çomak bu davula vurmaz diyen Abdal Halil Ağa, kadınımızın namusuna uzanan ele ilk kurşunu sıkan Sütçü İmam, Arslan Bey, Muallim Hayrullah, gündüz vakti el feneriyle adam arayan İzzet Derviş, kalede Fransız bayrağı dalgalandıkça bizim burada Cuma namazı kılmamız dinen sahih değildir diyen Rıdvan (Rafet) Hoca. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.