Hatırladığım kadarıyla 1977-78 yılının kışı idi. 3-4 yaşındayım. Aralık veya Ocak ayları babam köydeki evde büyük odaya duvarın hemen önüne ahşap kilim dokuma tezgahını kurmuş ve daha önceden hazırlanan ipler tezgâha özenle yerleştirilmişti.
Dokuma tezgahının hemen yanında yazın kök boya denilen çeşitli otlar kaynatılarak elde edilen türlü türlü renklerde yumak ipler vardı. Bu yumaklar elde edilirken yün önce taraktan geçirilir sonra kirman denilen ahşap bir aletle elde eğrilirdi. Kara olan yünler boyanmaz onlardan siyah ip olarak eğrilirdi. Ak yünler ise eğrildikten sonra kök boya ile ana renkler ve ara renkler olarak boyanırdı. Hangi renk hangi ottan veya kökten elde edilir bu bir uzmanlık ve tecrübe işiydi.
Yine tezgâhın hemen önünde o zaman benim iki elimle bile kaldırmakta zorladığım metal kirkitler vardı. Bunlara bazı yörelerde ıstar tarağıda derlermiş. Kirkitler dokuma sırasında ipi sıkıştırmak için kullanılırdı.
Neyse o kış benim haricim herkes mutluydu. Annem mutluydu annesi kilim dokumaya yardım için gelmişti. Babam rahattı emesi aynı zamanda kayınvalidesi olan anneannem yanındaydı. Kilim dokunmaya başlandı epey de yol aldılar bazen dokuma tezgâhının önünde aynı anda 3 kişinin kilimi dokuduğu olurdu. Benim mutsuzluğuma gelince birader yeni doğmuş bizim pabucumuz dama atılmış, bütün ilgi alaka onun üzerindeydi. Hatta kıskançlık krizlerinin birinde elimde bıçak tavana asılı olan beşikte kundakta olan biradere keseceğim diye taarruz ettiğim bile olmuştu. Beni zor zapt etmişlerdi. Niye bize gelmiş, ne zaman gidecekmiş, benim beşikte niye yatıyormuş bir sürü deli sorular.
Kilim bitmeye yakın herkesin yüzü gülüyordu. Herkes kilimi şu vakit keseriz muhabbetine başlamıştı. Kilim dokuyanlar yemek için mola verdiklerinde arkalarını kilime dönmüşler ve yer sofrasına oturmuşlardı.
Dur bakalım onlar kesmeden şu kilimi ben keseyim vakit bu vakittir deyip elime bıçağı aldım dokuma tezgâhının arkasındaki boşluğa geçtim. Boşluk benim sığacağım kadardı. Bıçakla gergideki ipi kesiyordum ve ip dınn diye ses çıkarıyor ve gergiden kurtuluyordu. Daha 3-5 ip kesmiştim ki yetişin oğlan kilimi kesiyor sesiyle herkes arka tarafa yığıldı biri kolumdan tutup beni aradan çıkardı ve suratıma eşek sıpası yapacak başka bir iş bulamadın mı diye tokatı patlattı. Kimin vurduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım oradaki iplerle ellerimi arkadan bağlayıp, dudaklarıma acı toz biber sürüp bir top gibi sobanın yanına yuvarladıkları. Bu olaydan sonra efendilikten mazaratlığa terfi etmiş olduk.
Aradan yıllar geçti evlendim. Annem evlilik hediyesi olarak önüme bir kilim getirip bıraktı. Yüzüne baktım.
Bu ne Anne?
Oğlum: "Bu Kilim O Kilim (!)".